|

Söze bu yemişin
Karadeniz Bölgesi ve ülkemiz için Allah’ın bir
lütfu olduğunu vurgulayarak başlayalım.... Çünkü
fındık çok özel iklim ve toprak koşullarında
yetişebilen bir mahsul olup, istediği tüm
şartları, denize yakınlığı, yağışlı havası ve
ideal derecede eğimli toprağıyla yalnızca bizim
Doğu Karadeniz illerimizde bulmuştur. Yani,
koskoca arz kürede, önemsiz istisnalar hariç,
fındık sadece ülkemizin sınırlı sayıda iline ait
bir nimet konumundadır.
Dünya toplam fındık
üretiminin yaklaşık 75’ini Doğu Karadeniz
gerçekleştirir. Ayrıca, tartışmasız en kaliteli
fındık da bizim fındığımızdır. Yani, nitelik ve
nicelik olarak, Türk fındığı rakipsizdir.
Fındığı biricik yapan unsurlara gelince:
Birincisi, tek başına yendiğinde şahane bir tada
sahip olmasıdır. Belki daha da önemlisi birçok
başka yiyecek fındık sayesinde lezzet kazanmış,
popüler olmuştur. Fındıksız aşırı tatlılıktan
dolayı insanların çok daha az miktarda ve çok
daha seyrek tüketeceği şekerli ürünler, fındığın
dengelemesi sayesinde herkesin her gün
yiyebileceği maddeler olmuştur. Mesela, çikolata
dünyada en sevilen yiyeceklerdendir. Aslında bir
Batı tatlısı olan çikolata, Doğu milletleri
tarafından da gittikçe benimseniyor. Hurma gibi
bir mucizevi meyveye sahip olan Araplar arasında
bile çikolata tüketimi her gün artıyor. Ama,
çikolatayı çikolata yapan, fındıktır. Şayet
fındıklısı olmasa çikolata bu kadar
yaygınlaşabilir miydi? İngiliz ulusu kendileri
kadar meşhur saat 5 çayını (five o’clock tea)
mutlaka birkaç parça kek ile içerler. Bu kekin
içinde de Türk fındığı bulunur. Öyleyse,
Karadeniz halkı namına şunu söyleme hakkına
sahibiz: Özellikle Batı âleminde fındığı hem tek
başına hem de; çikolata, bisküvi, şekerleme,
tatlı, pasta, dondurma içinde her gün tüketen
yüz milyonlar tattıkları eşsiz lezzeti Karadeniz
insanımıza borçludur.
Ülkemizde toplam 600 bin hektarlık arazide, 400
bin kadar insan fındık üretimiyle direkt biçimde
uğraşır. Fındık, Karadeniz’de doğrudan ya da
dolaylı olarak 6-8 milyon arasında bir nüfusun
geçim kaynağıdır. Ne kadar ilginçtir ki, söz
konusu yöremiz bu nadide bitkide emsalsiz bir
durumda olmasına rağmen, başka ürünler için hiç
de müsait değildir. Çünkü, Karadeniz’de tarıma
elverişli toprak yüzeyi çok dar ve fazlaca
eğilimlidir. Fındık ağacının bu kadar çok
miktarda ve üstün kalitede yetişmesi açısından
Karadeniz dışında kayda değer bir alternatifi
yoktur. Benzer şekilde, Karadeniz de fındık
konusunda alternatifsizdir. Fındıktan vazgeçip,
başka ürün veya ürünlere kayamaz. Karadeniz’de
tabiat insanlara bu seçeneği vermemiştir.
Uzmanlara göre, Karadeniz toprağının erozyon
yoluyla denize kaybedilmesini engelleyen de
fındıktan oluşan bitki örtüsüdür. Başka bir
ifadeyle, fındık Karadeniz’e, Karadeniz de
fındığa mahkûm gibidir.
Türkiye ve her ülkede insanları ağız tadıyla
besleyen, gıda sanayiinin hammaddesi olarak
istihdam ve gelir yaratan fındığın hakiki
sahipleri tabii ki üreticilerdir. Acaba, fındık
çiftçisi hakkını alabiliyor mu? Profesör Deniz
Gökçe’den öğreniyoruz ki; Giresun ve Ordu’da
müstahsilin geliri Türkiye gelir ortalamasının
üçte biri düzeyinde. Fındığı binbir zorlukla,
bayır arazideki ağaçtan teker teker toplayan
Karadenizli herhalde daha fazlasını hak ediyor.
Aslında Karadenizlinin karakterinde şikayet ve
sızlanma yoktur. Ama, devletten milyarlarca yeni
lira sübvansiyon gördüğü halde, çiftçiye
parasını tam 10-12 aydır ödemeyen Fiskobirlik’in
zulmü karşısında daha ne kadar dayanabilir ?
Sami Uslu tarafından yazılan bu makale, 16
Ağustos 2006 Çarşamba günü yayınlanan Zaman
Gazetesindeki köşe yazısıdır. Kaynak :
Hayde Karadeniz |