|

Ordu'ya daha önce
hiç gideniniz var mı bilmiyorum. Ama Türkiye'de
gezilip görülmesi gereken yerlerden biri. Bir
kere en başta Ordulularında dediği gibi
oksijen+Ordu. Yani yaşadığımız şu büyük
kentlerde sanırım yaşayan her insanın ihtiyacı
olan oksijen orada fazlasıyla var. Eşsiz bir
manzara ve yemyeşil dağlık alanları insanı
büyülemeye yetiyor. Bazen hiç beklemediğiniz bir
anda tertemiz akan sularla
karşılaşabiliyorsunuz. Orman olduğu içinde; daha
önce doğada hiç görmediğiniz hayvanlara,
sürüngenlere, böceklere rastlayabiliyorsunuz.
Ufak şaşkınlıklar yaratıyorlar içinizde. Yöre
halkı da o kadar iyi ve yardımsever
ki;etrafınızda pervane oluveriyorlar. Hepsinin
kendine ait bahçeleri var, ekip
dikiyorlar.Ayrıca fındık bahçeleri de var. Ama
maalesef son yıllarda fındığa doğru düzgün fiyat
verilmeyince;ailesinin geçimini sadece fındıktan
sağlayan insanlarda, geçim sıkıntısına
düşüyorlar.Ordu'da düğünler nasıl oluyor diye
hiç merak ettiniz mi yada biliyor
musunuz?Ordu'da düğünler hep temmuz ayında olur.
Çünkü ağustos ayında fındıklar toplanmaya
başlar. Elde edilecek gelirle de düğün
masrafları ödenir. Yani insanlar sadece geçinmek
için değil düğünlerini bile fındıktan elde
edecekleri gelire bağlamışlar.
Evet bunları nerden
mi biliyorum; çünkü benim annem de bir
Karadenizli. Ordu-Perşembe doğumlu. Kendimi
bildim bileli tatil için hep Ordu'ya gideriz.
Yıllar sonra birde oradan ev aldık. Ve sanırım
hayatımın en güzel kısmıydı. Evimiz bittiğinde o
yıl ilk defa tatilimizi orda yaptık ve ben aynı
yıl üniversiteyi kazandım. İki yıllık Muhasebe
Bölümü M.Y.O'nu kazandım. Öğrenciliğim burada
geçti. Açıköğretim kaydımı da sırf Ankara'ya
geri dönmemek için burada yaptırdım. Ehliyetimi
de buradan aldım. Ve böylece toplam dört yıl
Karadeniz'de yaşadım. Çok güzel günler yaşadım.
Evde tek yaşadığım için; hayatın tüm
zorluklarıyla karşı karşıya kaldım ve güçte olsa
sağ çıkabildim. Ama düzenli bir iş bulamadığım
için Ankara'ya geri döndüm. Yine olsa yine gider
orda yaşardım. Ama artık mümkün değil. Ben
birazda Ordu'nun yöresel yemeklerinden bahsetmek
istiyorum. Burada hergün ne pişireceğim diye
düşünmenize gerek yok çünkü o kadar çok yeşillik
ve ot çeşidi var ki. Mesela hangimiz galdirik,
hoşkıran, melovcan (diğer adıyla diken ucu),
taflanı biliyoruz. Bunlar bir çeşit ot.Taflan
ise şekil ve renk olarak kiraz ve vişneyi
çağrıtsa da aslında onlardan çok ayrı bir tadı
var. Nahoş bir tat, yediğiniz zaman ağzınızda
buruk buruk bir tat bırakıyor.Şahsen ben bir
türlü sevemedim. Ama kendiliğinden dağlık
alanlarda oluşan böğürtlenlere (yöredeki halk bu
şekilde söylüyor.) asla hayır diyemem.Gerçekten
toplaması da yemesi de çok zevkli. Karalahana
sofraların baş tacıdır. Gürcücesi çok güzel
olur.Bir çeşit yemek diyebiliriz. İçine yeşil
fasulyenin taneleri vardır, onun böyle siyaha
laciverte falan çalan tanelerini içine atarlar
pişirirken.Mısır unu, bulgur, kinzi(bir çeşit
baharat)sanrım daha çok malzeme var ama ben
hatırlayamıyorum. Düğün yemekleri de ayrı bir
lezzeli olur. Pancar dolması, yahni,
keşkek(yöreye ait çorba türü birşey)burma ev
baklavası, üzüm, karpuz v.s.çeşitleri artırmak
mümkün. Ordu'nun
yaylalarıda gerçekten görmeye değer yerler. Çok
harika bir dağ havası, mis gibi o oksijen dolu
havayı içinize çekip, doğayı dinlemek
dinlerkende insanın ruhunun dinlenmesi; sanırım
dünyada hiç birşeyle elde edilemez,
değiştirilemez. Bir Boztepe'si var mesela;
görmeye değer şayan yerlerden biri. Manzarasında
tüm Ordu'yu ayaklarınızın altına seriyor.Hemde
hiç bir karşılık beklemeden.Tüm şehri
izleyebilmek gerçekten çok hoş. Her sabah bu
şehirde deniz ve martı sesleriyle uyanmak, serin
gecelerinde ise yine denizin dalga sesiyle
sahilde turlamak muazzam birşey. Kaynak :
Milliyet (Semra SOBACI) |